ANNEM

 

 

 

 

Yüreğim dayanmaz ama haksızlık edemem sana, çünkü Babacığım gittiğinde de yazmıştım, şimdi senin için yazıyorum. Hayat bir gün bana da veda yazısı yazacak bir evlat nasip eder mi bilmiyorum. Ve sanki bundan korkmuyor, gocunmuyorum Annem.

Bugün rakamla ifade edersem bir buçuk ay oldu sen bizi bırakıp gideli.  Günleri sayma alışkanlığımı da, eşyalara dokunamama huyumu da, yüreğime batan şarkıları, anıları, fotoğrafları da koydum bir kenara. Güzel anılarımız var bizim, andıkça tebessüm ettim, artık gittiğini idrak ettikçe ağladım. İnsanlar ebediyete gittiklerinde, onun soğuk yüzünü görmek, gasilhanede yıkamak, kefenlenmiş haline bakmak, o an bedeni ile vedalaşmak tam bir vedalaşma değil, bu bir tören. Sonradan olanlar var birde; en sevdiğini uğurlayıp evine girmek, eşyalarını bir gün önce bıraktığı yerde bulmak, birkaç saat önce oturduğu yere bakmak var. Bunun ne kadar zor olduğunu anlatabilecek bir cümle henüz yazılmamıştır, bazı hisleri anlatmak ve yazmak asla mümkün olamadı çünkü. Senin evin yetmez gibi kendi evime geldiğimde, buzdolabını açtığımda karşımda reçellerin vardı. Dünyanın en hüzünlü anı nedir deseler bundan sonra o kavanozları gördüğüm andır diyeceğim. İçime batan iğnelerden sadece birisidir bu. Aşk bir sızma halidir diyen Meral Okay ne kadar doğru söylemiş, sızmak fark ettirmeden olmadığı alanlarda bile olma hali. Eşyalara ve eve bakıp ne kadar çok şeye dokunduğunu gördüğümde Anne ile evlat arasındaki aşkın sonsuzluğunu tekrar anladım.

Hadi şu çok sevdiğin meşhur sözü söyleyeyim ‘Ana gibi Yar olmaz.’ Öylesine basit ve gerçek bir cümle ki insan bağrına basmadan duramıyor şu sözü. Pek çok kez seni takdir ederken, iltifat ederken söylediğim gibi Anacığım Senin gibi Yar olmaz, olamaz. Bugün kederimin ağırlığını bilsen bilsen yine sen bilirsin vaktiyle Anneciğini uğurlamış biri olarak. Ama beni teskin eden bir bilinç var şimdi, Babam’ın gidişinde tam olarak idrak edemediğim fakat senin gidişinle anlamını kavradığım bir şey ; zamanım sınırlı ve ben de yanınıza geleceğim. Buradan gelip geçiyorum yalnızca, bu bir imtihan süresi, bir durak, bir süre sevdiklerinin sana verilip sonra alındığı ve bir süre sonra da senin veda ettiğin bir yer.

Çoğu zaman söylediğin söz kulaklarımda çınlıyor; ‘seni benden de fazla seven Yaradan’ı unutma. Bizi bu dünyada kavuşturan da, ayıracak olan da O’dur.’

Ayrıldık bu dünyada. Çocuk annenin bedeninden bir parça olduğundan hücreleri evlatlarında yaşarmış, sen giderken bedenimde ölerek beni kahreden ve hala yaşayıp var eden hücreler bile sana aitmiş demek. Allah’ın beni bu dünyaya senin ve babamın muhafazasına göndermiş olması bir lütuftur, bir sevilme, korunma, yüceltme örneğidir. Bu ben ölene ve sizlerin yanına gelene kadar beni teselli edecek. Yaşadığımız zaman dilimi senin beni dünyaya getirdiğin yaş kadardı, otuz yedi yaşında beni doğurup, otuz sekiz yıl benimle kaldın. Ve babamla ikinizin de ömür sayısı aynıydı, tam tamına yetmiş beş sene yaşayıp, aynı yaşlarda yaşama veda ettiniz. Bu rakamsal veriler ilginç bir tesadüf, enteresan bir gerçek gibi gelip zihnime kuruldu, birbirine epey aşık sevgililerin ömrünün aynı sayılarda olması. Bana sürekli ‘ seni otuz yedi yaşımda doğurdum ‘ derken ben otuz sekiz yaşıma geldiğimde bırakıp gideceğin miydi bu altı çizili tarih ?

Tanıdığım kadınlar arasında açık ara en güçlü, en savaşçı, en başı dik, en dürüst, olduğu gibi kadın sendin. Asla politik olmayan, hoşnutsuzluğunu pervasız bir dilde peşinen dile getiren, Allah’tan başka bir şeyden korkmayan bir kadın. Mini mini bir kadınken bu kadar güçlü, bu kadar dirayetli oluşuna, anaçlığına, sevginin kudretine, bizi sarmalayışına ve sevişine hep hayran oldum. Babama ve sana, babam duymasın ama sanırım en çok sana görünmez, incecik ama bir o kadar kudretli, kopması mümkün olmayan bir iple bağlıyım. Bedenimdeki mirasın olan hücrelerini bir askerin apoletlerini taşıdığı gururla taşıyacağım. 

Bana öğrettiğin her şey için; en başta sevmenin ve sevilmenin ne olduğunu, koşulsuz ve sınırsız bir sevginin ne demek olduğunu hissettirdiğin için, yaşamda sen yokken de var olabilecek donanımı hiç bıkmadan, usanmadan bana zerk ettiğin için, dirayet göstermenin, dayanmanın, inatçı olmanın, sana biçilene razı olmayıp kaderini belirlemenin ne olduğunu anlattığın için bilmiyorum müteşekkür olmak bu hissi açıklar mı ama öyleyim, sayende bir 'birey' olmayı öğrendim ben. Bundan elli beş sene önce, henüz yirmi yaşındayken, yaşıtların mahallesinden çıkamazken ülke değiştiren cesarette bir kadın oluşunu asla unutmayacağım. Asil bir yalnızlığı anlamsız kalabalıklara tercih edişini de.

Seni daima seveceğim; hayranlıkla ve artık bitmeyecek sonsuz bir hasretle.

Kavuşacağımız güne kadar Babamla ikinizi önce Allah’a, sonra birbirinize emanet ederek..

Sevilerin en incisi Annem, bu yazı selam olsun sana..

Karaböcüğün, Ceylanın..


Yorumlar

Popüler Yayınlar